Bulgaristan · Madan
Rüveyda EKER
"Rüveyda Eker, Bulgaristan’ın Madan şehrinde katıldığı Grandchildren for Rent ESC projesinde gönüllülüğün, dayanışmanın, birlikte yaşamanın ve kültürlerarası dostlukların kendisine kattığı unutulmaz deneyimleri paylaşıyor."
Program
Grandchildren for Rent — ESC
29 Haziran 2026
Madan’da Geçen İki Ay: Dayanışma, Dostluk ve Kişisel Gelişim
Merhaba, ben Rüveyda EKER.
Bu yaz Bulgaristan’ın Madan şehrinde gerçekleşen Grandchildren for Rent adlı projenin bir parçası olma fırsatını buldum. Proje kapsamında yerel halktan insanlara destek olduk ve çevre düzenlemesi yaptık. Doğruyu söylemek gerekirse, Madan’a doğru yola çıkarken aklımda soru işaretleri vardı. İki ay boyunca bilmediğim bir ülkede, hiç tanımadığım insanlarla ne yapacağım, günler nasıl geçer gerçekten kestiremiyordum. Ama oraya varıp projeye başlamamızdan itibaren her şey güzelleşmeye başladı.
Gönüllülük Süreci ve Sahadaki Deneyimlerim
Projemiz gerçekten çok güzeldi. Oradaki yaşlı insanlara yardım ettik; tek başlarına yapmaya kalksalar belki de çevrelerinden bu desteği kolay kolay alamayacaklardı ama biz gençler olarak bir araya gelip onların yanında olduk. Hayatımda ilk kez balta tutup odun kırdım, sırtımda odun taşıdım. Fiziksel olarak çok yorulduğumuz günler oldu tabii ki; ellerimiz acıdı, ter döktük, bazı kazalar yaşadık. Ama günün sonunda işi bitirdiğimizde o insanların gözlerindeki saf minnettarlığı görmek, birinin tebessümünün sebebi olduğunu bilmek o kadar gurur verici bir histi ki bütün yorgunluğumuzu alıyordu.
Gönüllülük sürecimiz yalnızca fiziksel işlerden ibaret değildi. Aslında yaptığımız her şey, dayanışmanın ve bir arada olmanın ne kadar kıymetli olduğunu bize yeniden gösterdi. Yardım ettiğimiz insanların hayatına küçük de olsa dokunabilmek, benim için bu projenin en anlamlı taraflarından biriydi.
Birlikte Yaşamayı Öğrenmek
Ama dürüst olmak gerekirse, yaptığımız işin yanında ben iki ay boyunca Madan’da yaşamayı da çok sevdim. Grup olarak enerjimiz ve dinamiğimiz o kadar iyiydi ki kendimi ilk günden beri gerçekten o ekibin bir parçası gibi hissettim. Bir otelde iki ay boyunca dip dibe yaşamak her ne kadar zor olsa da biz her konuda birbirimize destek olduk. Birlikte yemek yaptık, yeri geldi kahkahalarla yerlere yattık, yeri geldi zorlandığımız anlarda beraber ağladık.
Orada kendimize güzel bir rutin hayat yarattık aslında. Bazen sadece balkonda oturup beraber çay içmekti bize huzur veren şey ve bu bile o kadar değerliydi ki. Başka insanlarla aynı alanı paylaşmayı, gerçek anlamda sorumluluk almayı ve birlikte bir hayat kurmayı öğrendim. Kişisel gelişim açısından bu iki ay bana gerçekten çok şey kattı. Kendimdeki bu değişimi, olgunlaşmayı çok net hissedebiliyorum ve benzer bir deneyimi en kısa zamanda tekrar yaşamak için şimdiden sabırsızlanıyorum.
Madan’ın Bende Bıraktığı İz
Madan ise gönüllülük yapmak için adeta biçilmiş kaftandı. Havası insana o kadar iyi geliyordu ki sabahları uyanıp derin bir nefes almak bile yetiyordu. Her yer yemyeşildi, insanın baktıkça içi açılıyordu. En sevdiğim kısmı da otelden çıkıp sadece beş dakika yürüdüğümüzde bile kendimizi hemen bir hiking rotasında, doğanın tam kucağında bulabiliyor olmaktı.
Madan çok sıcak bir yerdi, insanları inanılmaz cana yakındı. Bir zaman sonra birbirimizi tanır hâle gelmiştik. Yabancı bir ülkede olduğunu unutup orayı ikinci bir ev gibi hissetmeye başlamak tarif edilemez bir duygu.
Uluslararası Ortam ve Yeni Tanışıklıklar
Projemizdeki en büyük şanslarımızdan biri de kaldığımız süre boyunca üç farklı Erasmus projesine şahitlik etmek oldu. O projeler sayesinde dört bir yandan gelen onlarca gençle tanıştık. Akşamları Chayka’nın balkonunda toplanıp aynı yeri, aynı şarkıları, aynı anıları paylaştık. Farklı dillerden insanların aynı masada gülüp eğlenebilmesi benim için çok değerliydi.
Bu süreç bana kültürlerarası öğrenmenin ne kadar doğal ve güçlü bir şey olduğunu gösterdi. İnsanların farklı ülkelerden gelmesi, farklı diller konuşması ya da farklı alışkanlıklara sahip olması, bir araya gelmeye ve güçlü bağlar kurmaya hiçbir zaman engel olmadı.
Veda ve Teşekkür
İki ayın sonunda o çantaları toplayıp Madan’dan ayrılmak benim için gerçekten çok zor oldu. Bulgaristan’daki küçük bir dağ kasabasının hayatımda bu kadar büyük bir yer edineceğini, bana kendi evim gibi hissettireceğini yola çıkarken söyleseler hayatta inanmazdım. Bu süreç bana müthiş bir özgüven kazandırdı. Hiç beklemediğimiz yerlerde, hiç ummadığımız insanlarla hayatımızın en güzel anlarını yaşayabiliyoruz; hayat tam da böyle sürprizlerle dolu işte.
Bana bu kapıyı açan ve bu eşsiz deneyimi yaşamamı sağlayan KOZ-DER’e, her anımı paylaşıp bu iki ayı hayatımın en güzel dönemine dönüştüren canım gönüllü arkadaşlarıma ve bizi ağırlayan ev sahibi kuruluşumuza teşekkür ederim.